![]()
![]()
Haber farklı ortamlarda olanaklar ölçüsünde değişik biçimlere bürünse de amacı her zaman için bilgi vermektir. Ancak İnternetin ve habercilikte yaşanan e-dönüşümün tam olarak anlamlandırılabilmesi için bu iletişim ortamlarında haberin sunumundaki farklılıkları ele almak ve internet haberciliğinin teknik açıdan haberciliğe getirdiği yeniliklerin yanında haberin sunumunda bir fark yaratıp yaratmadığını ortaya koymak gerekmektedir. Özellikle İnternet haberciliğinin geleneksel medya organlarına alternatif olarak öne sürüldüğü günümüzde şekil olarak ve teknolojik olarak üstün olan bu yeni nesil medyanın tekelleşme tehlikesi altındaki haberleşme özgürlüğüne yeni bir çıkış yaratacağı tartışılırken, bu çıkışın gerçekliğini ortaya koymak açısından sunum farklılığı önem arz etmektedir.
Gazete, TV ve radyo haberleri hem teknik hem sunum açısından farklılıklar göstermektedir. Bu TV ve radyonun sesten yararlanması ve geniş kitlelere hitap etmeleri nedeniyle kısa cümleler ile basit, anlaşılır sözcükler kullanmalarından ileri gelmektedir. Bu açıdan bakıldığında TV ve Radyo haberleri -TV’de yer alan görüntü dışında- bir farklılık arz etmemektedir. Yapacağımız karşılaştırmada bu benzerliği ele alarak TV ve radyo haberciliği aynı bağlamda değerlendirilecektir. Gazete haberciliği ve internet haberciliği ise -internet haberciliğinin hala yazılı bir niteliğe sahip olduğu düşünüldüğünde- yine TV ve radyo gibi aynı kategori içinde değerlendirilecektir. Her ne kadar bu kavramlar ayrı olarak ele alınacaksa da ortak kavramlar karşılaştırılmalı olarak verilecektir.
Haberin Biçimsel Yapısı Açısından Farklar:
1. Başlık
Gazete ya da internette ise bir muhabirden gelen haber yeniden okunup sayfaya yerleştirilebilecek hale geldiğinde, önce hangi sayfaya internette de hangi kategori sayfasına, sonra sayfanın neresine konulacağına karar verilmektedir. İşte bu aşamadan sonra haber çeşitli unsurlarla da desteklenerek sayfaya yerleştirilir. Destek unsurları arasında ilk sırayı “başlık” alır. Başlık kullanmanın nedenleri okuyucunun ilgisini çekmek, haberi özetlemek, okuyucunun sayfadaki konulardan genel olarak haberdar olmasını sağlamak, haberin içeriğini tanımlamak, yayın organının niteliğinin ortaya çıkmasına yardımcı olmaktır[1].
Bunlar başlığın temel fonksiyonlarıdır. Ancak her başlığın bu özelliklerin tamamını bünyesinde barındırması mümkün değildir. Öte yandan başlığı yazan editörün bunları çok iyi bilip özümsemesi yaptığı işi kolaylaştıracaktır. Gazete haberciliğinde başlık öncelikle muhabir tarafından belirlenir. İnternet haberciliğinde de bu anlamda bir değişiklik görülmemektedir. Yine gazete başlıkları ve internet başlıkları incelendiğinde gazetede başlık seçiminde kısalığı, olayın özünü vermesi ve çok uzun olmaması gibi temel etkenler göze çarpmaktadır. İnternet gazeteciliğinde ise başlığın uzunluğunu belirleyen temel etken sayfa tasarımıdır. İnternet gazetelerinde çoğu gazeteden farklı olarak her gün yenilenen bir sayfa tasarımı yoktur. Web tasarımından kaynaklanan bu belli bir şablona dayalı tasarım nedeniyle yazılan başlıklarda farklılık yaratmaması için aynı fontlarda ve aynı puntolarda verilir. Burada temel etken yine gazetede olduğu gibi başlığın konumudur. Ancak başlık boyutları gazetelerde olduğu gibi tasarım oturmuş olduğu için değişime uğramaz. İnternet haberciliğinde yazılan başlıkların uzunluğu da yine tasarıma göre belirlenir.
Gazetede başlıklar internete göre daha azdır. Alt başlık, üst başlık gibi türler gazetelerde de olmasına karşın şemsiye başlık gibi başlıklar sadece internette rastlanan başlık türleridir. Başlık türlerini haberin uzunluğuna ya da sayfasına bağlı olarak sıralamak gerekirse Şemsiye başlık, üst başlık, alt başlık, ara başlık ve aktarıcı (jump) başlıktan oluşmaktadır.
1.1. Şemsiye
Başlık: Genellikle
birinci sayfada kullanılan bu başlık türü bir konuyla ilgili her biri ayrı ayrı
haber niteliği taşıyan unsurları tek bir çatı altında toplamakta kullanılır.
Haberler şemsiye başlığın altında birer alt başlık ve spotla bütünden
farklılaştırılırlar ve bağımsız bir haber olma niteliklerini sürdürürler. Bu
başlık türüne internet sitelerinde rastlanmaktadır. Özellikle menü düğmelerine
yerleştirilen bu tür başlıklar kullanıcının istediği habere ulaşmasını
kolaylaştırmaktadır.
1.2. Üst
Başlık: Ana başlığın üzerinde yer alır. Genellikle ana başlığa göre daha
küçük bir puntoyla yazılır. Ana başlığı tamamlayıcı bir nitelik taşır. Gazetelerde
habere ve gazetenin tasarımına göre farklı renler alabilir. İnternette de
özellikle manşet haberlerinde bu tür başlıklara rastlanmaktadır.
1.3. Ara
Başlık: Gerçek başlıkla aynı özellikleri taşımayan ama başlık formunda yazılmış
cümlecik ya da tamlamalardır. Özellikle uzun yazılarda, okurun ilgisini tekrar
yazıya çekmeyi amaçlar. Yazının okunurluğunu kolaylaştırmak gibi bir işlevi de
vardır. Gazete haberlerinde çok kullanılan bu başlık modeli sayfa sınırı
olmayan internet için çok gerekli bir başlık stilidir.
1.5. Fotoğraf Başlığı: Özellikle bazı haber sitelerinde yer alan uygulamada haberin ana başlığı, üst başlığı, alt başlığı gibi başlıkların yanında fotoğraf üzerinde başlıklara yer verilmektedir. Fotoğraf düzenleme programlarının yaygın olarak kullanıldığı haber sitelerinde diğer başlıklara nazaran daha kısa ve daha vurucu başlıklar olarak nitelenebilecek olan bu başlık türleri internete özgü olarak nitelenebilecek olan bir uygulamadır.
2. Spot
Okuyucular için ön sayfada ya da iç sayfalarda bulunan kutu içine alınmış ya da herhangi bir yere örneğin başlığın altına yerleştirilmiş, asıl metinden ayrılmış bir veya iki cümleden oluşan, haberin çarpıcı yönlerinden yapılan alıntılara spot denir. Gazete bu şekilde tanımlanan spot, internet için daha farklı bir tanımlama gerektirmektedir. Spot internet haberciliğinde özellikle ana sayfada haberin fotoğraf altında, bazen başlık altında yer alan yine iki satır ya da daha fazla olmak üzere haberin özetini ya da en çarpıcı yanını okuyucuya ulaştıran metinlerdir. İnternet haberciliğinde spotlar haber metnine ulaşmak için link olarak kullanılmaktadır. Fotoğraf başlıkta olduğu gibi yine fotoğraf üzerine yazılan spotlara da internet üzerinde rastlanmaktadır.
3. Fotoğraf
Gazeteler ve haber siteleri sadece yazıdan ibaret değildir, görsel malzeme de kullanılır. Sayfalarda görsel malzeme kullanımının amacı ürünü süslemek değildir. Kullanılan görsel malzemenin en temel amacı metni tamamlamak ve daha anlaşılır hale getirmektir. Gazetelerin ve haber amaçlı internet sitelerinin, özellikle günümüzde, en sık kullandığı görsel malzeme fotoğraftır. Fotoğrafın bu kadar çok tercih edilmesinin ise nedenleri vardır. Bunlar güvenilirlilik, tanımlama, yakınlık, zihinde canlandırma, sessizlik, stil, ahenktir.
4. Foto altı
Gazetesini ya da internetten takip ettiği haber sayfasını açan okurun ilk yaptığı iş ana başlıklara ve fotoğraflara göz atmaktır. Okurun bakışı ilgisini çeken fotoğraftan son derece doğal olarak foto altına kayar. Burada foto altının önemi, haberin unsurlarını vermesi ve okuru metni okumaya özendirmesidir. Ancak gazetelerde çok sık başvurulan
foto altı
internette ancak bazı sitelerde kullanılmaktadır[2].
Haber girişi hem gazete ve internet, hem de TV ve radyoda kullanılan bir unsurdur. Ancak bu haber girişleri yayınlandığı ortama göre farklılıklar göstermektedir.
5.1. Flaş/Kam Spiker: Gazete ve internet ve radyoda kullanılan haber girişi flaş olarak adlandırılır. Flaş haberin sonucunun anlatıldığı kısım olarak özetlenebilir. Flaş haber metininde temel mesajın, en özlü, çarpıcı biçimde yer aldığı bölümdür. TV haberciliğinde ise kam spiker kullanılmaktadır. Sunucunun haberi izleyiciye promterdan okuyarak aktardığı bölümdür[3].
Ancak flaş ve kam spiker uygulama alanında farklılıklara sahiptir. Kam spikerde tıpkı gazete ve internette olduğu gibi başlık şeklinde bir giriş vardır. Radyoda okunan haberde de aynı şekilde bir uygulama görülmektedir. İnternette ise flaş tıklama sonucu açılan sayfada karşımıza çıkan haber metninde ilk paragrafta gördüğümüz metindir. Ancak haberlerini ajanslardan alan internet siteleri çoğunlukla tekrar spot yazmakla uğraşmamak için bu flaşları spot olarak kullanmakta ve haberde flaş kullanılmamaktadır. Bir uygulama olmasa da internet haberciliğinde ajanslardan yararlanmaktan ve habercilik tecrübesi olmayan niteliksiz elamanlardan ileri gelen bu hata haberinde yapısını bozmaktadır.
Bilgi verici grafik tanımlaması genelde “istatistikî bilgilerin görsel sunumu” olarak anlaşılsa da gazetecilikte haber aktarmakta kullanılan bir tür destekleyici malzeme gurubunu temsilen kullanılır. Çizelgeler, tablolar, haritalar, bir şeyin nasıl çalıştığını gösteren şemalar, bir olayın gelişim sürecini anlatan şekiller gazetelerde kullanılan bilgi verici grafiklerdir. Bu tür grafikler internette haberin içinde fotoğraf biçiminde sunulmaktadır[4].
Gazete ve internet haberciliğini karşılaştırmak gerekirse, internet gazetesi okurunun tavrı, başlıklara şöyle bir göz atan geleneksel gazete okurunun tavrından hiç farklı değildir. Ancak internet gazetesinde yer alan bir haberin en basit düzeyde bile olsa aracın doğasından kaynaklanan farklılıkları söz konusudur. Öte yandan okuru başka sayfalara yönelmeyi teşvik eden çok fazla link, yavaş yüklenme, okuma güçlüğü gibi teknolojik problemler de okurun ilgisinin geleneksel gazetede olduğundan çok daha çabuk dağılmasına neden olmaktadır.
TV ve radyo haberciliği ile internet haberciliğinin arasında belirli farklılıklar bulunmaktadır. İnternet haberi aktartma konusunda TV ve radyodan daha hızlı haber aktarabilir. Bunda TV ve radyo da haberin yayına girmesi için belli bir hazırlıktan geçme zorunluluğu neden olmaktadır. Ajans haberlerinin hızlı bir şekilde verilmesinde internetle yarışabilecek bir haber medyası bulunmamaktadır. Ancak özel haberlerde ve canlı yayınlar gibi internet gazeteciliğin masraf yapmadığı alanlarda internet TV ve radyo ile yarışamamaktadır. Birçok açıklama da ya da TV’lerin canlı yayınla verdiği ani gelişmelerde internet haber siteleri TV’den haber almakta ve bunu özetleyerek aktarmaktadır. Burada internet sitelerinin TV’de yayınlanan haberleri özet halinde sunması her ne kadar haberi başından beri seyredemeyen ya da olayı tam anlamıyla anlayamayanlar için iyi olsa da verilen bilgi TV’ye dayanmakta ve internet bu noktada aktarıcı olmaktan öteye geçememektedir.
TV haberciliğinde kullanılan en önemli öğe ise görüntüdür. İnternet bugün için yeterli bir şekilde görüntüyü kullanamasa da internet 2 olarak aktarılan yani geniş bant (Broadband) teknolojisi dünya üzerinde şu anda bulunan internet bağlantılarını güçlendirerek internet sitesi üzerinden görüntülü yayına izin verecektir. Bu değişim muhtemelen internet haberciliğini de değiştirecek ve TV haberciliği karşısında yeni bir rakip bulacaktır.
İnternet ortamında yazılması gereken haber tarzını açıklamak gerekirse internet haberciliğinde diğer habercilik tarzlarına göre doğrusal olmayan bir haber yazım biçimi tercih edileceğinden editör ya da muhabir, haberi tematik açıdan, kronolojik açıdan ve okura haberi incelemek için farklı seçenekler sunabilen bir açıdan parçalara ayırabilir. İnternet için haber yazmanın en can alıcı noktası birden fazla unsuru doğru ve akıcı bir şekilde yerleştirmektir. Bir muhabir haberi yazmaya, metni internet ortamı için hazırladığının bilincinde olarak başlamalıdır. Haberde kullanılabilecek öğeleri hazırlamak onun işidir. Üstelik diğer medyalardan farklı olarak haberin zaman içinde ortaya çıkabilecek gelişmeler sonucunda yenilenmesi gerekebilecektir. Bir internet gazetesi için haber yazarken karar verilmesi gererken iki temel nokta söz konusudur. Haber metni parçalara bölünmüş olarak linklerle bağlanmış sayfalara mı yayılmalı yoksa Haber hiç parçalanmadan ekran boyunca akıp gitmeli mi? İnsanlar internet ortamında bir şeyleri okumadan önce hızlı bir şekilde göz gezdirdikleri ve daha sonra bir şeyleri okumaya karar verdikleri için editör ya da muhabir haberini yazarken,
· Linklerin dikkat çekmesi sağlanmalı (örneğin metin siyah renkle yazılmışsa linkler mavi ve altı çizilmiş olarak kullanılabilir),
· Anlamlı alt başlıklar kullanılmalı,
· Alt başlıklar ve diğer linkler listelenmeli,
· Her paragrafta bir konu işlenmeli, bu nedenle ters piramit tercih edilmeli,
· Sözcük sayısı azaltılmalı.
Muhabir bu sorulara yanıt olarak haberi parçalamayı seçerse, önce haberin içerdiği konuların metin içindeki olası dizilişlerini, bölündüğünde nasıl bir sonuç ortaya çıkacağını, parçaların neleri içereceğini iyice saptamalıdır. İnternet ortamı için haber yazımının ilk kuralı budur. Bu işlem gerçekleştirildiğinde ortaya habere ilişkin bir akış çizelgesi ortaya çıkacaktır. Bu akış çizelgesi aslında internet ortamında haberin nasıl yer alacağını, başka bir ifadeyle organizasyonunu gösteren bir şemadır.
Haberi internet ortamı için hazırlayanlar,
· Gereksiz bağlaç, sıfat ve sözcükleri çıkartmalı,
· Haberin her bölümünü kaç satır olduğunu saymalı, çünkü bir ekran yirmi dokuz satırdan oluşmaktadır. Bu veri haberi bölümleme ve bölümlerin oluşturulmasında kolaylık sağlayacaktır,
· İş bittikten sonra habere bir göz atılmalı, haber okunurken göz girişe ve alt başlıklara takılmalı okuyucunun ilgisi buralara yönelmelidir. Eğer bu gerçekleşmiyorsa, yeniden tasarlanmalı,
·
Bölüm
sonları ve geçişler kontrol edilmeli, Bu işlem yapılırken muhabir, kendini
okurun yerine koyup geçişlerin sıkıcı olup olmadığını, dikkat dağıtıp
dağıtmadığını kontrol etmeli. Sonuç olarak internet ortamında haber iki
temel aşamadan geçer: Ham haber
önce parçalanır, Parçalanan haber internet ortamı için yeniden birleştirilir[5].
Sonuç olarak internet haberciliği sunum açısından geleneksel medyadan farklılık göstermemektedir. Geleneksel medyada haberlerde kullanılan genellemelerden, başlıklarda kullanılan saldırgan üsluba kadar her şeye bu yeni medya organında da rastlanmaktadır. Tabiî ki bunda internet haberciliğinin uzun bir geçmişi olmaması ve yeni doğan bir bebek misali örnek alabileceği medyaların geleneksel medya olmasının etkisi büyüktür. Ancak tüm bunlara rağmen tıpkı geleneksel medya içinde rastlandığı gibi internet haber siteleri içinde de genelin dışında hareket eden medya organlarına rastlanmaktadır. Tüm bunlar ışığında internet gazeteciliği dinamiklik ve hız gibi unsurlarla geleneksel haberden ayrılsa da haber sunumu açısından bir farklılık yaratmamaktadır. Haber metini her ne kadar zenginleşmiş gibi görülse de nitelik açısından bir değişime uğramamıştır.
[1] Gürcan, Birsen, s.3.
[2] Gürcan, Birsen, s.4
[3] Kemal Aslan, Ben de Yazarım, 1. Baskı, İstanbul: Anahtar Kitaplar Yayınevi, 2004, s. 149
[4] Gürcan, Birsen, s.4.
[5] Gürcan, Birsen s. 5.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Webloglar (Ağ Günlükleri)
Webloglar internet üzerinden sağlanan yeni bir hizmet türüdür. Daha önce “~” işareti ile girilebilen kişisel sitelerin bir şekilde normal internet ortamına taşınması olarak ele alınabilir. Bir internet sitesinin kendi içinde kullandığı alanın bir kısmını blog hizmeti için ayırmasıyla gerçekleşen bir tür web sitesidir. Bu hizmeti veren siteler, üyelerine yayın yapabileceği bir alan sağlarken aynı zamanda ona hazır bir site olarak kurulmuş bir sayfa vermektedir. Burada en önemli avantaj, bir web sitesi kurmak için web tasarımı bilmek, alan adı almak ve servis sağlayıcı ücreti ödemek gerekmektedir. Ancak blog hizmeti veren site size hiçbir ücret talep etmeden ücretsiz bir alan, bir alan adı sağlamaktadır. Özellikle internette kullanıcı olarak bulunan insanların bir şekilde web yayını yapmasına imkân tanıyan zahmetsiz bir hizmettir. Bu özellik blogların her kullanıcıya ulaşabilmesine neden olmaktadır.
Editoryal düzenleme ile halka haber ulaştıran günümüz medyasına alternatif olarak blog üzerinden hiçbir kısıtlama olmadan yayın yapan bir tür “yurttaş gazeteci” olarak görülen blogcular, kendi yazdıkları haberleri, hikâyeleri ve bunun gibi kişisel yazıları paylaşmaktadır. Blogların en önemli özelliği en son yazılan yazının en üstte yer alması yani kronolojik sıraya göre düzenlenmiş web siteleri olmasıdır. Bu sitelere yazılan yazılara yorum yapılabilmesi de etkileşim sağlamaktadır. Blogcuların yani blogerların bazıları, sitelerden ya da gazete ve TV’lerden kendi seçtikleri haberleri yayınlayarak bir çeşit haber sitesi hizmeti vermektedir. Ancak bu yurttaş gazetecilik kavramı ile farklılık gösteren bir kavramdır. Yurttaş gazetecilik kavramı yurttaşın yanında yer alan ve onun sorunlarına öncelik veren gazetecilik anlayışını yani yine uzmanların yürüttüğü gazetecilik olarak karşımıza çıkarken, blogla birlikte önümüze atılan yurttaş gazeteci kavramı yurttaşın gazeteci olmasını içermektedir. Ancak blogun sağladığı bu editoryal düzenlemeden uzak habercilik anlayışı yine uzmanların elinde hayat bulursa anlamlıdır. Günümüzde medyanın ajans haberciliği yaptığı düşünüldüğünde halkta haberi basit ve herkesin yapabileceği basit bir bilgi aktarımı olarak görmektedir. Oysa iletişim fakültelerinde, gazetelerin kendi içinde verilen eğitimler sonrası bile bilgiyi enformasyona dönüştüren haberi iyi bir şekilde yazabilecek insen sayısı sınırlı kalmaktadır. Gazetecilik mesleği bile habercilik gibi medyayı taşıyan bu en önemli olguyu iyi bir şekilde yapabilecek yetişmiş ve tecrübeli eleman sıkıntısı çekerken haberin üretiminin bu kadar basit olarak görülmesi şaşırtıcıdır.
Bloglarda haber yapan insanlar her ne kadar iyi niyetli olsalar da gördükleri ya da fotoğrafını çektikleri olayları yazmaları uzman bir gazetecinin ele alması ve yazmasıyla bir görülemez. Burada karşımıza çıkan blogların hem internet gazeteciliği hem de geleneksel medya için çok iyi bir kaynak olduğudur. İngiltere’nin başkenti Londra’ya 2005’te yapılan saldırı sırasında blogcuların gönderdiği resimler ve bilgiler o karmaşa içinde bilgi elde etmekte güçlük çeken haber kurumlarının blogculara açtığı haber havuzlarına aktarılmıştır. Bu da gösteriyor ki haber kurumları için bloglar vazgeçilemez bir bilgi kaynağı görevi görmektedir.
Videoblogların çalışmasında çok basit bir mantık işlemektedir. Kameraya çekilen ya da bir yerlerden indirdiğiniz video dosyalarını, üyesi olduğunuz videoblogging sitesine yükledikten sonra videonun tanımı yapılmaktadır. Dosyanın başlığı ve hangi kategoride yayınlanmasını istenildiği belirtildikten sonra verilen kodları (yayınlama için gerekli flash kodları) bloga ekledikten sonra görüntü izlenmeye hazır hale gelmektedir[1].
Atakan’ın ifade ettiği gibi:
Vay canına neymiş bu ‘blog’, dedikleri. Bilen, bilmeyen ‘blog’ diyor başka bir şey demiyor. Blog’dan blöğgh geldi... Neymiş, ‘Web log’un (Ağ günlüğü) kısaltması olan, ‘blog’lar hayatımızı değiştirecekmiş! En ufak bir teknik bilgisi olmayan kullanıcının bile İnternet’te kendi yayınını yapmasını sağlamaları sayesinde bugüne kadar büyük sermayelerin elinde olan medya sektöründe artık bireylerin borusu ötmeye başlayacakmış. Blog teknolojisiyle İnternet üzerinde kendi gazetenizi yayınlamak çocuk oyuncağıymış. İnsanların tüketim alışkanlıklarına artık ‘blog’lar yön verecekmiş[2]...
Yurtsan Atakan yazısına bu şekilde sert bir üslupla bloga karşı olan bu tavrı, yazının devamında daha makul ve kanıtlara dayalı bir şekilde ortaya konmaktadır.
Atakan’ın ifade ettiği gibi:
Bu konudaki en güzel tanımı Hürriyet e.yaşam yazarı Batuhan Okur yapmıştı; ‘Bazılarının Gutenberg’in matbaayı icat etmesi ile eşdeğer tuttuğu ‘blog’ konusunu, ben o kadar önemli bir değişiklik olarak nitelemesem de ‘blog’ların İnternet’in sağladığı yeni bir komünikasyon metodu olduğunu, eski metotları ortadan kaldırmasa bile yerlerinden oynatacağını düşünüyorum’ demişti. Evet, hepsi bu. Gerçi eski metotları yerlerinden oynatacağından bile şüpheliyim. e.günlükler hızla çoğalıyor, doğru. Ama sonlarını da bu hızlı çoğalma getirecek. Gelecekte, neredeyse herkesin bir e.günlüğü olduğunu düşünün. Peki bu kadar günlüğü kim okuyacak? Sadece birkaç tanıdık ve arama makinelerinden gelen birkaç geçici ziyaretçi... e.günlüklerin gelecekteki okunurluk oranı günümüz kağıt defterde tutulan günlüklerden sadece biraz daha fazla olacak. Bir de aralarından sıyrılan birkaç tanesi, ama sadece birkaç tanesi konvansiyonel medyaya rakip olabilecek kadar başarı kazanacak, hepsi o kadar[3].
Yazının ortaya koyduğu gibi blogların her şeyi yerinden oynatan bir yapısı şu an için görülen bir değişim değildir. Ama bloglarla birlikte haberin daha fazla kaynaktan yararlanarak gelişmeye başladığı ve uzman kaynaklarla sınırlı kalmayarak bloglardan yararlanmaya başladığı gözle görülür bir gerçektir. Sabah yazarı Mehmet Barlas ise internet gazeteciliği de yapan bir isim olarak karşımıza çıkmaktadır.
Barlas’ın ifade ettiği gibi:
İnternet haber sitelerindeki "Pijamalı Gazeteciler"in kimler oldukları artık biliniyor. Pijamalı gazeteciler diye, internet haber sitelerini, zaman ve mekana bağlı olmadan hazırlayanlara deniliyor. Bunlar internete bağlanılabilen herhangi bir yerde, her an bilgisayarlarından sitelerinin haberlerini tazeliyor, yayına sokabiliyorlar. Londra'daki son terörist saldırılar ise, internet haberciliğindeki "Yurttaş Gazeteciler"i (Citizen Journalists) ön plana çıkardı. Yurttaş gazeteciler diye de, bir olaya tanık olup, cep telefonlarındaki kameralarla çektikleri fotoğrafları internet sitelerine gönderenlere ve gördüklerini telefon ve emaille aktaranlara deniliyor. Bunların aktardıkları görüntü ve bilgiler çok gerçekçi ve yerinden olduğu için, olay derinine yansıtılıyor.Bir de "Bloggerler" var. Bloggerler bireysel haberciliği seçen internet gazetecileri. Bunlar dijital fotoğrafçılığı çok iyi kullanıyorlar. Yazdıkları haberlerle, dünya çapında önemli olayları gün ışığına çıkartabiliyorlar. Bloggerlerin global ölçekteki arama motorları "Technorati.com"a veya bunların yazıştıkları "Weblogs.com"a girdiğiniz zaman, bloggerlerin ilgilendikleri konuların sınırsızlığını da anlarsınız.. Örneğin son Londra olaylarında başta BBC olmak üzere internet siteleri ve arama motorları hemen bloggerler için havuzlar oluşturmuşlardı. Pek çok fotoğraf o havuzlardan elde edildi[4]...
Medya Nasıl Yanıltıyor kitabının yazarı Benjamin Radford ise blogları tam olarak anlatmasa da bu tür iletişim imkânlarını “Referans Gazeteciliği” başlığı altında değerlendirerek internet kullanıcısı sıradan insanın gazetecilik çabalarının ne kadar boş bir çaba olduğunu ortaya koymaya çalışmaktadır.
Radford’un ifade ettiği gibi:
İnternet mesaj panolarının artan popülerliği sayesinde, büyük ölçüde internet kullanıcılarının uydurduğu materyalle hazırlanan “haber” makalelerinin yazılması an meselesiydi. Bu kalıp gazeteciliğe iyi bir örnek, Eileen Livers’ın 5 Mayıs 2000’de, İVillage’de yayınlanan “Erkekler de Ağlar” başlıklı yazısı. Yazı, erkeklerin, duygularını neden ve nasıl gösterdiklerinden bahsediyor. İVillager Tabitha’nın şöyle diyor, “ağlayan erkekler cesurdur...” ve “iVillager Lana bir şey peşinde...” gibi cümlelerle dolu. Bu yarı-anonim forum herhangi birinin, herhangi bir şey söylemesine olanak sağlıyor... İnternet kullanıcılarının, görüşleri ve belirli konular hakkında yazı yazmasında kökten yanlış bir şey yok. Ama aynı zamanda, gazetecilik olarak adlandırmak için biraz acemice yazılar. Sağlaması yapılabilecek çok az gerçek var; bu metinlerin çoğu, ne hakkında konuştuğunu belki bilen, belki bilmeyen sıradan insanlar tarafından, sıradan insanlar hakkında yazılıyor. Parçadaki bilgilerin çoğu doğru, çünkü bunlar tartışılmaz bir şekilde kişisel görüşler ve daha önce gördüğümüz gibi, görüşlerin gerçeğe dayalı olması gerekmez. Eğer (kurgusal) iVillager Betty “birçok erkeğin toplum içinde ağladığını” söylerse, bu tamamen kendi fikridir, belki alıntılamaya değerdir ve herhangi birinin fikrinden ne daha az, ne daha çok değer taşır. Kaynaklar, kendi isimleri dahil her şey hakkında yalan söylüyor da olabilirler ve/veya uyduruyor olabilirler. Bunu, doğası gereği, kanıtlanabilir gerçekler ve bilgili kaynaklarla görüşmeler yapan bildiğimiz gazetecilikle kıyaslayın. Anket sonuçlarının bile, gerçeğe dayanması gerekir: Belli bir görüş belirten kişi sayısı bile. Metodlar incelenebilir ve sorgulanabilir; anketlerin doğruluk derecesi ortaya çıkarılabilir ama tanıklar ile ilim arasında köklü bir fark olduğu kesimdir[5]...”
Radford’un bu örneği ve ortaya koyduğu bakış açısı internet üzerinden yayın yapmaya ve görüşlerini anlatmaya çalışan blogcuların nasıl bir yapısı olduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle bu tür yayınların güvenirliğini tartışmaya açan yazar, kişisel görüş ve fikirlerin kaleme alındığı bu yapılan yayınların gazetecilikle kıyaslanamayacak bir yapıda olduğunu ortaya çıkarmaktadır.
Blog haberciliğinin gelişimi birçok yazar ele alınırken, burada da gördüğümüz gibi bazıları blogları habercilikte yeni bir bakış açısı gibi görürken, bazıları blogların sadece çok abartılan bir iletişim türü olduğunu düşünmektedir. Bu açıdan bakıldığında yeni medyanın yeni olanaklarından biri olan blog ve getirdikleri şua an için yeni bir tartışma başlatsa da bu tartışmaların sonuçlanması ve belli tezlerin geçerlilik kazanması için daha çok zamana ve bilimsel nitelikli makalelere ihtiyacımız var gibi görünmektedir.
[1] Gökberk Can, “Web Günlüklerinde Yeni Moda Videoblog”, PC net, Sayı:103 (Nisan 2006), s.142.
[2] Yurtsan Atakan, “ Bilen Bilmeyen Blog Diye Tutturdu” ,www.hurriyet.com, 27 Mayıs 2005, http://www.hurriyetim.com.tr/yazarlar/yazar/0,,authorid~52@sid~436@nvid~582667,00.asp, (21 Nisan 2006).
[3] Atakan, par. 6–7.
[4] Mehmet Barlas, “Yurttaş Gazeteciler, Bloggerlar ve Habercilik”,www.sabah.com.tr, 10 Temmuz 2005, http://www.sabah.com.tr/2005/07/10/yaz09-10-148.html, (16 Nisan 2006).
[5] Benjamin Radford, Medya Nasıl Yanıltıyor, 1. Baskı, İstanbul: Güncel Yayıncılık, 2004, ss. 143–144.
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Gazeteciyi nasıl tanımlarsınız? Kimdir gazeteci, ne yapar? İşlevi nedir? Gazeteci, her konuda fikir ileri süren, her şeyi bilen insan demek midir? Hayır. Nereden bilecek gazeteci her şeyi?
Ben kendime göre bir tanım yapayım:
- Gazeteci, haber ve bilgi kaynağına en çabuk ulaşan ve bu kaynaklardan edindiği bilgi ve haberleri okurlara sunan insan demektir.
Gazetecinin bu görevini yapabilmesi için habere, olaya, olguya, belgeye ve bilgiye dayalı yazılar yazması gerekir. Bunun için de gazetecinin güvenilir kişi olması zorunludur. Sır saklayan, haber ve bilgi kaynağını gizlemesini bilen, gerektiğinde hükümetlere ve güç odaklarına karşı savaşmayı göze alan insan, gazetecidir.
Günümüzde sarı basın kartlarının ardına gizlenip devlet kapılarında ve belediyelerde "ihale takip eden", bankalardan aldıkları kredilerle milyarlar vuran, düzmece belgelerle gazetelerini ve devleti dolandıranlar da var.
Hem bunlar var, hem Osmanlı İmparatorluğu'ndaki "mabeyn katipleri" gibi, gazetecilik adına hükümetlere, konutlara ve köşklere tutanak katiplikleri yapanlar da!
Türkiye'de gazete okuru sayısı da pek parlak bir grafik çizmiyor. Okur sayısını dünya ölçeklerine vurduğunuz zaman, iç karartıcı tablolar ile karşılaşıyorsunuz. UNESCO, bir ülkenin gelişmiş sayılabilmesi için her 1000 kişiden 100 kişinin gazete okuru olması ölçüsünü getiriyor. Bizde bu sayı, binde 58'dir.
Bu oran İngiltere'de binde 373, Danimarka'da 360, Almanya'da 342. Fransa'da 179, İtalya'da 146 ve komşumuz Yunanistan'da da binde 133'tür.
Üstüne üstlük, Türk basını "tekelcilik" tehlikesi ile karşı karşıyadır. İngiltere'de, sahip değiştirecek bir gazetenin tirajı 500 bini geçiyorsa, satış işlemleri "Monopolies and Mergers Commission" adlı komisyonca onanmadan kesinleşmez. Almanya'da "Federal Kartel Dairesi", yıllık 25 milyon marklık iş yapan bütün şirketleri olduğu gibi, devredilecek bu gazete işletmelerini de denetler.
Fransa'da 1986 yılında çıkarılan "Basının Yasal Rejiminde Reform" adlı yasa, bir yıl içinde toplam tirajın yüzde 30'unu geçen gazetelerin satış işlemleri ile ilgili kayıtlayıcı kurallar getirmiştir. ABD'de "Federal Communications Commission", bir büyük yayın organının, aynı alandaki bir yayın kuruluşunu almasını yasaklamıştır.
Türkiye'de bu konuda hiçbir kural yok; gazete dergi ve televizyon kanalları ile tam bir tekelleşme sürecine giriyoruz.
"Star 1" devlet desteği ile açıkça Anayasaya ve yasalara aykırı olarak yayın yapıyor. Böylece, yayın ve reklam dünyasında "haksız rekabet" devlet eliyle yaratılıyor.
Böyle bir ortamda Cumhuriyet gazetesinden, bir grup arkadaşımızla birlikte ayrılma zorunluluğu duymuştum. Cumhuriyet gazetesinden içi kan ağlaya ağlaya ayrılanların, emeklerinden başka geçim kaynakları yoktu. Hiçbirinin bankada birikmiş parası da yoktu. Ayrılırken de hiçbir yasal hakkımız verilmemişti. Ayrılan arkadaşlar aramızda yaptığımız toplantıda "1 Şubat gününe kadar beklemeye", daha sonra da herkesin kendi yolunu seçmesine karar vermiştik.
Bu arada, bin bir engele karşın Cumhuriyet gazetesini yaşatabilmek için gazeteye yeni sermaye ve yeni ortak arama çalışmalarını da sürdürüyorduk.
Milliyet gazetesi, haber çeşitliliği ve yorum özgürlüğü ilkelerini amaç bilmiş bir "düşünce forumu"ydu. Milliyet gazetesi, bu güç günlerimizde bana ve arkadaşlarıma kucak açtı. Üç aydır, Milliyet gazetesinde karınca kararınca, olaya, habere, belgeye ve bilgiye dayanan yazılar yazmaya çalıştım. Bunda ne ölçüde başarıya ulaştım, bilemiyorum.
Bu üç ayda, Milliyet gazetesinin çağdaş anlamı ile tam bir "gazetecilik ortamı" olduğunu, bu ortamın güven duygusuna dayalı arkadaşlık ve dostluk ilişkileri ile geliştiğini, gazetelerde hep yakındığımız "tek adam yönetimleri" yerine; gazetenin, haber zenginliği ve yorum özgürlüğüne dayanan demokratik ve çağdaş bir anlayış ile yönetildiğini yaşayarak gördüm.
Cumhuriyet gazetesini dramatik serüvene sokan grup, gazeteyi milyarlık borç batağına sürükleyip kaçtıktan sonra benim görevim, güç durumda olan eski gazeteme koşmaktır.
Milliyet gazetesinden bu nedenle ayrılıyorum. Umarım, beni anlayışla karşılarsınız.
Nazım Hikmet'in en çok sevdiğim şiirlerinden biri "Ve kavga bittiği zaman / Ne çiftlik sahibi oldu ne apartman / Kavgadan önce Kartal'da bahçıvandı / Kavgadan sonra Kartal'da bahçıvan" diye biter.
Cumhuriyet gazetesindeki "kavgadan sonra" ben, yine eski görevime kaldığım yerden devam edeceğim. Borç batağına sokulan ve tirajı 40 binlere inen gazetede, ellerimize dikenler de batsa, görevimiz; okurlarımıza, yediveren bağımsızlık güllerini sunmaktır.
Binlerce teşekkürler, hoşça kalın...
(Milliyet, 3 Mayıs 1992)
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı