<?xml version="1.0" encoding="utf-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <channel>
        <title>Haberin var mı?</title>
        <description>Politika ve haberciliğin masaya yatırıldığı blog </description>
        <link>http://multar.blogcu.com</link>
        <lastBuildDate>Sun, 08 Nov 2009 20:32:34 +0200</lastBuildDate>
     
        <item>
            <title>Eski kafalılar ve Eurovision</title>
            <link>http://multar.blogcu.com/eski-kafalilar-ve-eurovision_1557674.html</link>
            <guid>http://multar.blogcu.com/eski-kafalilar-ve-eurovision_1557674.html</guid> 
            <description>&lt;P align=justify&gt;Kenan Doğulu'nun &quot;Eurovision'da şarkıyı Türkçe söylememi isteyenler eski kafalıdır.&quot; açıklaması bugün Can Dündar'ın köşesinde &quot;Ben de o eski kafalılardanım&quot; başlıklı yazısıyla farklı bir boyut kazandı. Doğru söylemek gerekirse dilimizin bu kadar hâkir görülmesi ve bana göre hiç bir anlamı kalmamış olan bu yarışmaya hala bu kadar önem verilmesi garipsenecek bir durumdur. Eğer dünyaya hitap etmek istiyorsanız bunun yolunun Eurovision olmadığını sağır sultan bile duydu. Kenan Doğulu bu şekilde dünyayı fethedeceğini düşünüyorsa&amp;nbsp;Sertap Erener örneğini bence iyice bir incelesin. Tabi burada asıl konu Türkçemizin uluslararası bir yarışmada temsil edilebilecek kadar değerli bir dil olarak görülmemesi. Daha ortak bir konuşma dili olamayan kürt halkının içinden çıkan yıldızların bile kürtçe şarkı söyleme isteği, tüm latin şarkıcıların albümlerinde en az bir tane kendi dillerinde şarkı söylemeleri hatta bir çoğunun ilk çıkışlarını kendi dilerinde yapmaları galiba Kenan Doğulu'nun hiç dikkatini çekmiyor. Bu arada her ne kadar berbat şarkılarda olsa İngiltere ve Almanya gibi ülkelerde başarı kazanan ve Türkçe şarkı söyleyen gurbetçi kızlarımız bile Doğulu'nun dikkatini çekmemiş olsa gerek. Eurovision'da ise ilk büyük başarımızı Türkçe bir parçayla ve hatta Türk çalgılarıyla aldığımız üçüncülük olduğunu nasıl da unutmuşuz? &lt;/P&gt;
&lt;P align=justify&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P align=justify&gt;Sayın Doğulu, şarkınızı istediğiniz dilde yazıp söyleyebilirsiniz, sonuçta Eurovision gibi bir yarışmanın eğlenmek dışında artık hiç bir amaca hizmet etmediğini düşünüyorum. Bu anlamda zaten hiç bir şeyi temsil etmeyen bu yarışmada Türkiye'yi temsil etmeniz hiç umurumda değil. Ancak en azından Türkçe'den özür dileme zahmetinde bulunabilirsi.. ( &lt;a href=&quot;http://multar.blogcu.com/eski-kafalilar-ve-eurovision_1557674.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Thu, 21 Dec 2006 17:01:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Çocuk pornosu ve sansür</title>
            <link>http://multar.blogcu.com/cocuk-pornosu-ve-sansur_1552294.html</link>
            <guid>http://multar.blogcu.com/cocuk-pornosu-ve-sansur_1552294.html</guid> 
            <description>&lt;P align=justify&gt;Türkiye'de hükümet medyanın da olaya yaptğı müdahalenin etkisiyle çocuk pornosunu engellemek adına internet üzerinden takibi esas alan ve içinde internet kafelerinde yer aldığı bir programı devreye sokma düşüncesinde. İnternet denetleme kurulu adı altında yeni bir denetim merkezi kuracak olan hükümetin çocuk pornosu gerekçesiyle internetteki birçok özgürlüğü kısıtlayacağı, internet üzerinden hükümete yapılan eliştireleri sindirmeye çalışacağı şimdiden tüm sanal mecralarda konuşulmaya başladı.&lt;/P&gt;
&lt;P align=justify&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P align=justify&gt;Bir kere tabiki internet üzerinden bir denetim organına ihtiyacımız var. Özgürlük sanal bir ortamda olsa her istediğini yapabilmek değildir. Ancak yapılacak olan muğlak ifadelerin olduğu bir yasayla her yöne çekilebilecek yasal düzenlemelerin önüne geçmektir. Denetleme kuruluna gelince nasıl ABD'de bu iş FDA tarafından denetleniyorsa, Türkiye'de de RTÜK tüm elektronik araçların kontrolünün yanı sıra internet denetimini de eline almalıdır. Sonuçta eline bilgisayar alan herkesin ulaşabileceği belkide dünyada TV'den sonra en çok kişinin yararlandığı kitle iletişim araçlarından biri. Birçok ülkede tam olarak bunu söyleyemesekte Türkiye için internet kullanımı internet kafeleride için aldığımızda çok yüksek oranlarda. Bu kadar çok kişinin etkilendiği bir aracın kendi başına buyruk olmasının beklenmesi ise en büyük saçmalık. Sadece bu denetimin sınırları aşmaması, özgürlüğe engel olmaması gerekir. Denetime karşı olanlara şunu da söylemek isterim, eğer denetlenmek istemiyorsanız kendi denetiminizi kendiniz en iyi şekilde yapacaksınız. Siz bilinç kazanır ve içinizde etik kurallara bağlı bir yapı oluşturursanız özgürlüğünüzü kimse kısıtlayamaz emin olun.&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
</description>
            <pubDate>Wed, 20 Dec 2006 16:17:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Kıbrıs nedir, ne değildir?</title>
            <link>http://multar.blogcu.com/kibris-nedir-ne-degildir_1525340.html</link>
            <guid>http://multar.blogcu.com/kibris-nedir-ne-degildir_1525340.html</guid> 
            <description>AB, Annan Planı'nı Kuzey Kıbrıs'ta oylandıktan ve kabul edildikten
sonra bende dahil tüm Türkiye KKTC'nin yıllar sonra hakettiği gibi
amborgolardan kurtulacağını düşünmüştü. Çünkü AB siyaseti bizim
siyasetin tersine vaadlere değil gerçeklere dayalıydı ya da biz öyle
sanıyorduk. Sonra anlaşıldıki AB siyasileri bizlere ayrı kendi
halklarına ayrı sözler vermişti. Daha o günlerde AB'nin Türkiye'yi
dünya siyasetinde kendine bir piyon olarak gördüğü ve ara sıra rest
çekmek için kullandığı ortaya çıkmıştı. Ama bizim at gözlüğü takan eski
dinci yeni liberal, daha doğru deyişle Türk neo liberalleri
etraflarında dönen oyunu farkedemiyor, önlerine konulan samanı yemekle
meşgul oluyorlardı. Her ne kadar Rauf Denktaş'ın yıllarca Kıbrıs
halkını oyaladığını düşünmsemde sahneden çekilirken söylediklerinin bir
bir çıkması bizim gibi gençlerin siyasetten öğrenecek daha çok şeyi
olduğunun kanıtıydı. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Kıbrıs'ta çözüm için her şeyden vazgeçmeye hazır olan kesimi ikiye
ayırmak lazım, bunların Kıbrıs müdahelesinin sebeblerini bilen,
müdaheleyi bilenleri ama artık Kıbrıs konusunun çıkar sağlayabilinecek
konumda olmaması nedeniyle güya politika değişimi isteyen ver
kurtulcular. İkinci kısım ise onlardan etkilenen ama asıl olarak
Kıbrıs'ın ne olduğunu ya da ne olabileceğini tam olarak bilmeyen,
müdahele yıllarında ya da sonra doğan yani dünyadan bir haber olan güya
barış yanlıları. Ne ya zıkki bunların büyük kısmını Kıbrıs gençliği
oluşturuyor. Güney Kıbrıs'ın bizi istememesine, bizi işgalci ve azınlık
oalrak görmesine karşın-gençleri de dahil- bizim insanımız ne yazık
hala Güney Kıbrıs'la birleşme hayalleri kuruyor. Oysa iki halk bu kadar
katliamdan bu kadar kandan ve intikam yemininden sonra bir araya
gelemez. Bu iki halk barış içinde yaşayabilseydi 1960'da kurulan Kıbrıs
Cumhuriyetinde bir arada yaşardı. Rumların Türk köyl.. ( &lt;a href=&quot;http://multar.blogcu.com/kibris-nedir-ne-degildir_1525340.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sat, 16 Dec 2006 13:31:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Dikkat, savaş yakındır...!</title>
            <link>http://multar.blogcu.com/dikkat-savas-yakindir_1524906.html</link>
            <guid>http://multar.blogcu.com/dikkat-savas-yakindir_1524906.html</guid> 
            <description>
Son haftalar 80'lerde doğanlara siyaset hakkında çok şey öğretirken eski kuşaklar için tarihin tekerrürden ibaret olduğunun açık bir kanıtıydı. Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın sözlü atışmalara giden gerginliğin temeli daha 59. hükümetin ilk icraatlarıyla atılmaya başlamış, AKP hükümetinin iki yüzlü politik oyunları muhalif çevrelerin yeni çıkar kapısı haline gelmişti. Aama Cumhurbaşkanlığı gibi tarafsız olması ve toplumun tüm kesimlerine hitap etmesi gereken bir koltukta oturan Sezer, halka yakın tüm tavırlarına rağmen, belkide siyasete girme telaşıyla tarafsızlığından daha çok ödün vermeye başladı. Sezer'i ve hükümetle olan bu kavgasını anlamak için göreve ilk geldiği dönemden incelemeye başlamak gerekiyor.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer göreve ilk geldiğinde alışılmışın dışında devletin zarara uğramaması adına yaptığı uygulamalar ve marketten alışveriş yapmak gibi bazı protokollerin dışına çıkması belki de bize Atatürk'ün yaptığı kaçamakları hatırlatıyordu. Ancak önce Ecevit ile olan atışması, devlet zirvesinde yarattığı kriz ve bu sırada Ecevit'in yılların tecrübesini unutarak yaptığı açıklama yeni bir dönemin temellerini atıyordu. Sezer bu tecrübesizliğini kısa sürede üstünden attı. Ancak bu krizin bedelini Sezer değil 58. hükümet ödedi. Önce depremle sarsılan sonra zaten sarsıntıya uğramış olan ekonomi gerinlikle birlikte patlamış, tam üzerinde oturan hükümeti de yanında parçalamıştı. Yeni seçim ve getrirdiği Milli Görüşün modern bir maske takmış hali olan AKP, AB hedefiyle yola çıkmış bir partiydi. Ama bu amaç o kadar güçlüydü ki AB'ye girmek adına her tür taviz verilmeye hazırdı. Nasıl olurduda Kıbrıs'ın savunucularından biri olan Erbakan'ın öğrencileri kıasa sürede bu kadar dönebilirdi. Onların bu dönüşü çok kısa sürede basında normal olarak görüldü. Çü.. ( &lt;a href=&quot;http://multar.blogcu.com/dikkat-savas-yakindir_1524906.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sat, 16 Dec 2006 12:22:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Güneydoğuda kaynar bir kazan</title>
            <link>http://multar.blogcu.com/guneydoguda-kaynar-bir-kazan_1223937.html</link>
            <guid>http://multar.blogcu.com/guneydoguda-kaynar-bir-kazan_1223937.html</guid> 
            <description>
    &lt;p&gt;Türkiye Cumhuriyeti sadece Türkleri değil, diğer etnik kimlikleri de içinde barındıran ancak onları Türk ulusunun bir parçası sayan ulusal bir devlet anlayışına sahip. Osman Baydemir'in son günlerde yaptığı açıklamalar ise her ne kadar masum gibi görünse de asıl amacı bağımsızlık olan bir sürece Türkiye'nin sokulmak istenmesidir. Amaç bu süreç sonunda Türkiye'nin güneydoğusunda bir Kürt devleti kurmaktır. Baydemir kendini sosyal demokrat bir kimlikle bizlere tanıtmaya çalışa dursun, Türkiye hala bu oyunun hamlelerini görebilmiş, Baydemir'e hak ettiği cevabı verebilmiş değildir. Baydemir denen Diyarbakır Belediye Başkanı sıfatıyla koltukta oturan bu adam, göreve geldiğinden beri terör örgütünün sözcülüğünü yapmakta, şehit cenazeleri ardı ardına gelirken, şehit cenazelerini boş verir açıklamalar yapan, teröristleri kurban olarak aktaran bu adam her gün açıklamalar yapıp bizleri kızdıran Talabani ve Barzani ikilisinden bile daha küstah bir adamdır. &lt;br&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Atatürk Barajı gibi zaten o bölgenin su, elektrik ihtiyacını karşılayacak olan bir barajın yerel&amp;nbsp; yönetime verilmesi gibi bir durum merkezi yönetimin yok sayılmasıdır. Bölgede&amp;nbsp; yer alan petrol rafinelerinin kontrolünün şu an için özel bir şirkette ama yine devlet kontrolündedir. Buradaki yerel yönetimlerin kaynak yaratma bahanesiyle elde ettikleri gelirleri terör örgütüne aktarmak için kullanacakları ise aşikârdır. Bu durumda her ne kadar yerel yönetimlerin gelirlerinin artması ve merkezi yönetime olan bağımlığının azalması gerekse de, kamu malı olan baraj gibi santrallerin belediyeler gibi seçimle beş yılık bir dönemde gelen kısacası kalıcı olamayan y.. ( &lt;a href=&quot;http://multar.blogcu.com/guneydoguda-kaynar-bir-kazan_1223937.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Thu, 19 Oct 2006 11:16:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Diyalektik yaşam döngüsü</title>
            <link>http://multar.blogcu.com/diyalektik-yasam-dongusu_1219221.html</link>
            <guid>http://multar.blogcu.com/diyalektik-yasam-dongusu_1219221.html</guid> 
            <description>

&lt;p&gt;Yaşam, değişimden ibarettir.
Zıtların bir arada yaşadığı, yeninin eskinin yerini alarak, onun kusurlarını
tamamlayarak var olduğu, her şeyin belirli bir değişim sürecinden geçtiği yani
diyalektik bir yaşam döngüsü içinde yaşıyoruz. Bugünün bilim adamları Darwin
teorisini savunurken diyalektik materyalizmi de savunuyor ancak iş sosyalist
devlet yapısına gelince formel bir mantıkla, bu diyalektik mantık üzerine
kurulu devlet yapısını yok sayıyorlar. Peki, gerçek anlamda sosyalist bir
toplum şimdiye kadar meydana gelebildi mi? Hayır, Rusya topraklarında kurulan
Sosyalist devlet beklenen diyalektik çözümlemeyi getirmedi. Neden olarak ise
Sovyetlerin dogmalara saplanmasını gösterebiliriz. Çünkü sosyalizm amaç olarak
değişimi savunur, dogmalardan sıyrılmaya ve toplumu da bu dogmalardan uzak
tutmaya çalışır. Bugün doğayı kavramamızı, fiziksel karmaşık olayları
çözümleyebilmemizi sağlayan diyalektik bakış açısıdır. Diyalektik bakış açısı
bize hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını, her şeyin belirli bir süreç içinde
değişebileceğini, zıtların bir arada yaşaması ve birbirine bağlı olmasının
yaşamın gerekliliği olduğunu göstermiştir. &lt;br&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Diyalektik bakış açısı bugün modern
toplumun temeli, modern bilimin yapıtaşıdır. Buna rağmen, diyalektik
materyalist bakış bu kadar içimize işlemişken neden daha 90&amp;#8217;ların başına kadar
tüm dünyada bu bakış açısını yaşamlarına ve devlet yönetimine uygulamak isteyen
insanlar asıldı. Bir örnek vermek gerekirse, Kuantum fiziğine göre madde formel
bir şekilde var olmaz, hareketleri dalgalı ve değişime açık bir şekildedir.
Bugün kuantum modern fiziğin temelindedir ve asıl temelini .. ( &lt;a href=&quot;http://multar.blogcu.com/diyalektik-yasam-dongusu_1219221.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 18 Oct 2006 14:24:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Başbakan&amp;#8217;ın rahatsızlığı ve koruma skandalı</title>
            <link>http://multar.blogcu.com/basbakan-in-rahatsizligi-ve-koruma-skandali_1218609.html</link>
            <guid>http://multar.blogcu.com/basbakan-in-rahatsizligi-ve-koruma-skandali_1218609.html</guid> 
            <description>
      &lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;br&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Başbakan Erdoğan her ne kadar görüşlerini, politikalarını beğenmediğim bir siyasi olsa da, sonuçta bir insandır. Bu durumda Başbakan&amp;#8217;ın rahatsızlığına sevinmek ya da kahkahalarla gülmek tabi ki yersiz olur. Ancak Başbakan&amp;#8217;a ne kadar geçmiş olsun dileklerimizi göndersek de dünkü olayda korumaların gerçekleştirdiği rezalet görülmeye değerdi. Başbakan fenalık geçiriyor, ancak nasıl oluyorsa bütün korumalar arabayı terk ediyor, o sırada tekrar arabaya koştuklarında, arabanın güvenlik kilidi devreye giriyor. Bu trajikomik vaka yine trajikomik bir biçimde, ön camın balyozlarla kırılmasıyla sona eriyor. Türkiye&amp;#8217;yi yöneten bir insanın makam arabasından tutunda korumalarına kadar bu kadar işe yaramaz bir koruma çemberinde olması gariptir. Her ne kadar ölmese de, eğer bu ihmalkârlık yüzünden ölmüş olsaydı ciddi anlamda rezalet yaşanırdı. Neyse, Başbakan dün gece taburcu oldu, aslında pekte önemli bir şey yoktu ama ani bir şekilde gündemi parçalayan bir olay haline geldi. TV başında başka haberleri bekleyen insanlar buna kızsa da, sonuçta Başbakan&amp;#8217;ın rahatsızlanması ve bu rezalet gerçektende önemli ve gündemi parçalayan bir olay. Bu tür ani gelişmeler her zaman medyada yer bulur ve her şeyi alt üst eder diyebiliriz. &lt;/p&gt;   &lt;p&gt;&lt;/p&gt; 
.. ( &lt;a href=&quot;http://multar.blogcu.com/basbakan-in-rahatsizligi-ve-koruma-skandali_1218609.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 18 Oct 2006 12:45:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Yeni politika (Sağ ve solun içi boş ittifakı)</title>
            <link>http://multar.blogcu.com/yeni-politika-sag-ve-solun-ici-bos-ittifaki_1208398.html</link>
            <guid>http://multar.blogcu.com/yeni-politika-sag-ve-solun-ici-bos-ittifaki_1208398.html</guid> 
            <description>
 Türkiye'nin belkide en önemli özelliği, siyasetten, teknolojiye kültürel rüzgarlara her şeyi şimdiye kadar dünyadaki moda ya uyumlu bir şekilde yapmış olmalıyıdı. Her ne kadar bizdeki kuşaklar Türkiye'ye özgü özelliklere sahip olsada Türkiye bir türlü kendi siyasi akımını bulamıyor, her şekilde siyasi akımlar ithal ediliyordu. Ama bunu hep kötü bir özellik&amp;nbsp; oolarak görüyor, ithal düşüncelerle düşünen halkların özgür olamayacağı gibi yorumlarla olumsuzlaştırıyorduk. Oysa bugün Türkiye'de dünyadakinin tersine yeni bir siyaset doğdu. Bu siyasetin suyu taşıma değil ancak pek temzide değil. Düne kadar sağ ve sol barışsa, artık kan gövdeyi götürmese diye düşünürken bugün sadece barışmakla kalmayan sağ ve sol ittifaka girmiş, iki tarafta ya geçmişini unutmuş ya da şimdilik bilinçaltına göndererek &quot;yeni polika&quot;nın temellerini atmıştır.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Peki nedir bu yeni politika? Yeni politika diye benim terimleştirdiğim bu yeni siyasi anlayış, ulusal çıkarların sağ ve sol tarafından beraberce savunulmasıdır. Tabiki bu iyi bir şey, ulusal çıkarların hep beraber savunulması kadar Türkiye'nin yararına bir durum olamaz. AKP'nin başa gelmesiyle bir araya gelen bu Kızıl Elma Koalsiyonu gerçek anlamda erdemli bir amaç için bir araya gelmişti. Ama son günlerde düşünce özgürlüğü gibi sol kesimin Türkiye'de var oluşundan beri savunduğu bir hak sırf bu koalisyon adına hasır altına itiliyor, insanlar her kim olursa olsunlar saçma sapan gerekçelerle dava edilerek düşünce özgürlüğü kısıtlanmaya çalışılıyor. AB'nin ulusal çıkarlarımıza ters düşen kararlarına karşı gelmesi gereken ittifak, birazda içindeki faşist gözler nedeniyle düşünce özgürlüğü gibi, insan hakları gibi gerçekleri göremiyor görmek ist.. ( &lt;a href=&quot;http://multar.blogcu.com/yeni-politika-sag-ve-solun-ici-bos-ittifaki_1208398.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 16 Oct 2006 12:59:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Fransa'nın tokadına cevap</title>
            <link>http://multar.blogcu.com/fransa-nin-tokadina-cevap_1208173.html</link>
            <guid>http://multar.blogcu.com/fransa-nin-tokadina-cevap_1208173.html</guid> 
            <description>
 Fransa önce sözde Ermeni Soykırımı tasarısını, sonra da bu sözde soykırımı tanımayanları hapisle cezalandırmayı öngören bir yasayı senatoya götürdü. Daha önce Ermeni soykırımı tasarısı da bir kaç kez senatodan dönmüş ancak en son olarak Cumhurbaşkanı Chirac tasarıyı yasalaştırmış, bundan önceki hükümet ilişkileri bu sebeble askıya alınmıştı. Oysa şimdi Ermeniler ve Fransızlar bu konuda daha ileri gitmiş olmalarına rağmen, Türk hükümeti hala bir karar verebilmiş değil. Fransa'nın çektiği Şah'a karşılık, Şah'ı korumayı hala düşünememektedir.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Peki bu şah nasıl korunacak? Türkiye'nin öncelikle yapması gereken uyarı niteliğinde Fransa ile olan diplomatik ilişkileri askıya almak, sadece Fransa'da değil AB'de de lobi yaparak Fransa gibi kendini demokrasi ve özgürlüğün kalesi olarak gösteren bir ülkenin ortaya koyduğu çelişkiyi gözler önüne sererek gerekirse AİHM'ye başvurmaktır. Bu başvuru sadece Fransa için değil bu tür yasaları daha önce kabul etmiş olan devletlerinde bu yoldan dönmelerini sağlayacaktır. Bu bize şunuda göstermelidir, Ermeni diasporası hem Fransa'da, hem Avrupa'da çok etkilidir, Türkiye Ermenilerin yaptığı propaganda hareketine karşılık bu eylemi ve düşünce özgürlüğüne saldırıyı sebeb göstererek tüm dünyada Ermeni soykırımı olmadığına dair kanıtların sunulduğu paneller, reklam filmleri, bilboardlarla anti propaganda yapmalı, Ermenileri kendi silahlarıyla kendi çöplüğünde vurmalıdır.Bu iş ne Fransız Konsolosluğuna ve Büyükelçiliği'ne atılan yumurtalarla, ne hamaset gösterileriyle çözülür, eğer bu suçlamalardan ve iftiralardan kurtulmak istiyorsak bu fırsattan yararlanarak Ermenileri tarihçilerin konuşup tartışacağı tüm dünyanın izleyeceği ve BM nezlinde yapılacak bir duruşmaya davet etmektir. Gerekirse BM genel kuruluna bu konuda bir önerge sunulmalı ve karşı tarafın gerçek anlamda samimiyeti sınanmalıdır.. ( &lt;a href=&quot;http://multar.blogcu.com/fransa-nin-tokadina-cevap_1208173.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 16 Oct 2006 12:33:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Nobel alan ilk Türk</title>
            <link>http://multar.blogcu.com/nobel-alan-ilk-turk_1191598.html</link>
            <guid>http://multar.blogcu.com/nobel-alan-ilk-turk_1191598.html</guid> 
            <description>
 Her ne kadar Nobel gibi verildiği her alanda dünyanın en prestijli ödülünü Pamuk'tan önce hak eden Yaşar Kemal gibi yazarlarımız olsada kendisini Türkiye'ye bu gururu yaşattığı için tebrik ediyorum. Ancak&amp;nbsp; Nişantaşı'nda büyüyüp, sonra da Amerika'da eğitim almış bu burjuva &quot;aydınımızın&quot; yaptığı saçma açıklamaları ne yazıkki ortadan kaldırmıyor. Gerçi ben Nobel ödülünü verenlerin Pamuk'un bu son çıkışıyla onu gündeme alsalarda bu nedenle ödülü verdiklerini düşünmüyorum.Tabi Güneydoğuya, Doğuya Anadolo'ya bir turist havasıyla giden, ne orada yaşamış, ne o akıl almaz kışlarında elleri donana kadar yürümüş bir adam bile değilken, yani halkına yukarıdan bakan bir aydının gerçek bir aydın olma ihtimali dünden beri aklıma takılan ve adeta içimi kemiren ve hala cevaplayamadığım bir soru. Orhan Pamuk belki çok iyi bir yazar olabilir, (Hatta bana göre ilk kitabını okuduğumdan beri tıpkı Yaşar Kemal gibi bir dünya yazarıdır.) edebi anlamda onu eleştirebilecek bilgi seviyesinde olduğumu düşünmüyorum ancak bir aydın olmaya, halkını tanıyıp onların dertlerini dinleyip aktarabilecek, dünyaya duyurabilecek bir toplum adamı olmaya ne hazırdır ne de böyle bir amacı vardır. &lt;br&gt;&lt;br&gt;İşte bu yüzdendir ki Orhan Pamuk yaptığı saçma açıklamalar sonrasında ülkesinde onu edebiyatıyla tanıyıp seven birçok insanı kırmış, bugün aldığı Nobel'e bile sevinmelerini engellemiştir. Oysa bir edebiyatçıdan beklenen her ne kadar toplumsal bir görev değilsede en azından gerçekliği kanıtlanmamış bir tarihi olayı elinde hiçbir şey olmadan sadece bir anlık kızgınlık ya da başarı, ödül uğruna kullanmamak, yalanlara alet olmamasıdır. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Pamuk daha önce yaptığı açıklamalarında Türkiye'de yıllarca uygulanan, bugünde birçok düşünce adamının eskisi kadar olmasada kahrını çektiği işenceler, sadece düşündüğü için hapislerde süründürülmek gibi ayıplarımızı ortaya koyduğu yani .. ( &lt;a href=&quot;http://multar.blogcu.com/nobel-alan-ilk-turk_1191598.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 13 Oct 2006 11:26:00 +0300</pubDate>        
        </item>
        <atom:link href="http://multar.blogcu.com/rss.php" rel="self" type="application/rss+xml" />
</channel>
</rss>